10 Mayıs 2009 Pazar

Bir anneden diğerine...

Oğlum,
Bu blogdaki en uzun yazı olacak belki de bu... Öyle kısa cümlelerle geçiştiremeyeceğim, konuyu hemencecik kapatamayacağım. Çünkü bugün senin aracılığınla annemle konuşacağım, ona yazacağım... Annen duygulanmadan, ağlamadan söyleyemeyeceği ne varsa bugün söyleyecek annesine. Blogundan bir minik yeri büyük bir sevgi için kiralayacak.

Annem,
Bir an var ki unutamıyorum... Seninle ilk gidişimizdi kemoterapiye. Ben oturmuştum yerime sen sandalyeni çekmiş, etrafımda dolanıyordun bilmem ne için... Bir an sana baktım ve o an orada paylaşmak üzere olduğumuz şeye inanamadım. Gözlerim doldu ve sen fark ettin bunu. Ne oldu diye sormadın bile, üstelemedin hiç. O an bile gülümsedin. Koca bir üç ay boyunca o an da dahil bir kere dahi görmedim gözyaşını. Nasıl bir güçtür ki? Hayır sadece anne olmakla ilgili olamaz bu... Bu sen olmakla ilgili... Aynı durumda birçok anne belki de kızından çok ihtiyaç duyardı teselliye, onun yanında ondan daha çok dökerdi gözyaşını. Taş olsa çatlardı kimi anlarda... Sen çatlamadın. Dönüp arkaya baktığımda içim boşuna gururla dolmuyor işte. Boşuna bu kadar şanslı hissetmiyorum kendimi sen benim annem olduğun için.

Yine başka bir an daha var. Ve yine hastanede... Cemalle son radyoterapi öncesi kontrolüne gitmişiz ve tümörün beklediğimizden fazla küçüldüğünü öğrenmişiz. Üzerimizden koca bir kayayı kaldırmışlar sanki, hafiflemişiz. Hepimizin birbirimize çok da çaktırmadan yürek çarpıntılarıyla beklediğimiz, korktuğumuz o sınavdan geçmişiz... Haberi aldıktan, doktorla kısaca sohbet ettikten ve son seansı gördükten sonra yukarı çıkıyoruz kafeye. Yüreğiniz ağzınızda çalacak telefonu beklediğinizi biliyorum hepinizin. Önce seni arıyorum tabii. Anne diyebiliyorum sadece ve 2 cm... Boğazıma diziliyor kelimeler. Ağlıyor, konuşamıyorum. Telefonu cemale uzatıyorum anlatsın diye her şeyi sana. Bakıyorum o da benimle aynı durumda. Kapatıyorum telefonu çaresiz... İşte o an ilk kez aynı anda ağlıyoruz seninle. Ancak bu mutlu anda bırakıyorsun kendini. Oysa ben yaşamım boyunca bırakıyorum kendimi senin yanında. Ve öyle rahatlatıcı öyle güven verici ki kendimi bırakmak sana... Hani o yatakta olduğum günlerden birinde gelmişti aklıma birden: “insana annesi yanındayken ölmezmiş, ölemezmiş gibi geliyor” Benim annem bana kendimi böyle hisssettiriyor işte.

Bırakiterapideyiz... Anestezinin etkisi hala üstümde. Seni içeri alıyorlar, planlama yaparken onlar. Ellerim buz kesmiş, sana söylüyorum bunu. Avcunun içine alıyorsun ellerimi. Ellerin öyle sıcak ki... Bunu söylüyorum sana. “Genelde benim de ellerim buz gibi olur hayret” diyorsun. Ama o an sıcacık işte ve ısıtıyor beni. Her şey bitiyor çıkıyoruz hastaneden. Köşedeki simitçiden bir simit alıyor ve taksiye atlıyoruz yine eve dönmek için. Annemin yanında, gezmeye çıkarılmış bir çocuğun huzuruyla yediğim o simidin tadını unutamıyorum. Ellerinin sıcaklığını unutamıyorum...

Çok çok eskilerden bir an sonra... Havuzdayız ikimiz. Yüzüyoruz öyle bir taraftan diğerine. Sonra göz göze geliyoruz. Ben bir an gülüyorum, sen de karşılık veriyorsun. Sonra nedendir bilinmez bir gülme krizine giriyoruz. Gülmekten yüzemiyoruz havuzun ortasında. İki koca kadın utanmasak boğulacağız oracıkta gülmekten. Bunu düşündükçe daha da gülesim geliyor. Zor bela kenara atıyoruz kendimizi. Yüzün kıpkırmızı olmuş yine gülmekten. Bizim anne kızlığımızın en güzel rengi o kırmızı işte. Böyle çok, böyle rahat, böyle güzel gülebilen bir annenin kızı olmak nasıl güzel...

Senin kızın olmak kolaylaştırıyor yaşamımı, renklendiriyor... Seninle konuşmadan, seninle bir şeyler paylaşmadan geçmiyor bir günüm; geçemiyor. En çok sana nazlanabiliyorum öyle kolay. Senin kızın olmanın keyfini sonuna kadar çıkarıyorum. Şimdi düşünüyorum da oğlumun hayatında senin benim yaşamımda kapladığın kadar bir yer kaplayabilirsem ne mutlu bana. Ona senin bana destek olabildiğin gibi destek olabilirsem. Onunla seninle eğlendiğim zamanlardaki gibi eğlenebilirsem...

Annem,

Direkt söylemekte fayda var, lafı çok da dolandırmadan: seni seviyorum. Seninle paylaştığım her anı seviyorum. Bunca yıl; çocukluğumu paylaştık, genç kızlığımı, kadınlığımı ve şimdi anneliğimi paylaşıyoruz seninle. Ben bu yeni yolculuğumda da hemen arka koltukta senin oturuyor olmanın rahatlığını yaşıyorum. Sevincini...

Günümüz kutlu olsun...Her günümüz mutlu...

Bugün güzel, kocaman bir öpücüğü sanki en çok benim annem hak ediyor. Uzaktan da olsa öperim. O kırmızı, o kocaman yanaklarından.

Annem benim... Dostum.

5 yorum:

Eray dedi ki...

Anneler gününüz kutlu olsun. Yazdıklarını okurken hissettiğim enerjiyi, sevgiyi, yoğunluğu, sıcaklığı siz bizzat yaşadığınız ve yaşamaya devam ettiğiniz için birbirinize verilmiş en güzel hediyesiniz.

Nazlito dedi ki...

Anne ve yavrusu anlattığın gibi hayat verir birbirine. Bu hayatı doyasıya yaşadığınız için çok mutlu oldum:) Anneni kendi annem gibi hissettim kocaman öpüyorum ve seni de, güzel, güçlü, hayat dolu, sevecen anne:)

Nevra dedi ki...

Ne demişler, "bir tek annem olsun, bana birşey olmaz" :)

Leylan dedi ki...

Şirkette açtım blogu, birkaç satır okudum, gidişatı hissedip kapattım. Şimdi evde rahat rahat okuyup ağlıyorum :)
Gücünü birbirinden alan iki anneyi ben de kocaman ve sevgiyle kucaklarım.

Hürücan dedi ki...

Eray, Nazli, Nevra ve Leylan güzel yorumlarınız için hepinize teşekkür ediyorum. Marjinal kadınları çok hisli ve güzeller...