11 Haziran 2009 Perşembe

Felek zaten borçluydun bana

Dün gece seni ve Deniz'i babalarınıza satıp Müge’yle dışarı çıktık. Müge’yi de, onunla başbaşa dışarda olmayı da, şarabı da özlemişim. Gece boyunca kah güldük tokuşturduk kadehleri, kah ağladık... Hatta o kadar çok ağladık ve o kadar çok güldük ki sanırım bizde bir tür acınacak veya sevilecek bir şeyler olduğunu düşünen şef garson şişemiz bittiğinde birer kadeh şarap daha getirdi ikramları olarak. Ve sonra birer kadeh daha... En sonunda kendisine “evde bebeklerimizin bizi beklediğini böyle devam ederlerse bizi eve iyice sarhoş göndereceklerini” söyleyip teşekkür ettim.

Masamızda haydari, paçanga, şakşuka ve Müge’nin isteği üzerine ahtapot; kalbimizde geçmişten kalan tatlı izler, unutulmaz anılar, zor zamanların kuvveti; dilimizde türküler, şarkılar...

Ve tüm bunların üstüne eve döndüğümde babana sarılmanın, yatağında yan dönmüş mışıl mışıl uyuyan oğlumu, seni izlemenin mutluluğu.

Kaymaklı bir kadayıf, felekten çalınmış unutulmaz bir gece...

Hiç yorum yok: