22 Ağustos 2008 Cuma

Para mı? O da ne?

Teyzenin söylediği gibi biz elimizde harita tatil planları yaparken baban bizi sürekli demoralize etmekteydi. İnanmıyordu gideceğimize... Aslında benim için gitmek gerçekten çok zordu; çünkü bunun için ayıracak hiç paramız yoktu. Baban henüz benim böyle bir iş için kredi çekecek kadar cins bir tip olduğumu bilmiyordu demek... Türlü cinsliklerimin o da uzmanı olmuştur oysa ki... Hatta kimi zamanlarda hiç olmayacak şeyleri düşündüğümde doğru tahminlerde bulunarak beni şok eder. 

Neyse bankadan krediyi çektim, valizimi topladım ve lubyana aktarmalı olarak Paris'e ulaştım. Orada geçirdiğimiz 1 haftanın ardından, Venedik'e gittik. Ceyda teyzenin oraya vardığımızda hazırladığı yumurtalı, bol peynir çeşitli kahvaltıyı unutamam. Uyduruk sabah kahvaltılarından da, mc donalds'tan da gına gelmişti artık (çikolatalı krepten gına gelmemişti). Planlarımıza göre Roma üzerinden dönüş yapacak, böylece orada geçireceğimiz bir günde istediğimiz yerleri gezebilecektik. Özellikle de Sistina Şapeli'ni... Peki ne oldu? Senin şaşkın annen dönüş uçağının günü ve saatini yanlış anladığı; normal şartlarda çok temkinli bir kadın olan teyzen biletleri kontrol etmediği için; uçağı kaçırdık. Çok büyük bir şoktu gerçekten. Ve bu şok bize Sistina Şapeli yerine Bologna'da uyduruk bir pazarı gezmeye mal oldu. Yine de o uçuşu bulabildiğimiz için şanslıydık diyebilirim.

Bizim bile hayalini kurarken içten içe inanmakta zorlandığımız Paris-İtalya gezisi çok güzeldi. Bugün hala ödediğim kredinin her kuruşuna değdi.

İşin mesaj kısmına gelecek olursak, kimi hayallerini gerçekleştirmek için önüne çıkan engelleri hiç kafana takma Fıratçığım. Her zaman zorla sınırları. O günler geldiğinde sana "yavrum tatil için kredi mi çekilir" diyen bir anne haline gelmişsem bile aldırma. Kredini çek ve çık o çok istediğin tatile. Yalnız sen benim düştüğüm hataya düşme. Ben maalesef en sevdiğim insanı burada bırakmıştım giderken. Bu bana hasret dolu iki haftaya ve 850 lira telefon parasına mal oldu... Teyzenin payına da bu unutkanlıktan günde kaç kez kurulduğunu hatırlamadığım "Cemal'i çok özledim", "Çok pişmanım" cümlelerine her seferinde katlanmak düştü. 

"Benim hatama düşme, en sevdiğin insanları arkanda bırakma" derken kimi kastettiğimi anlamışsındır umarım. Ben ve baban. He he... Bizsiz nereye Fırat Bey?

3 yorum:

bgozde dedi ki...

Ben şahsen Fransa'da ruhumu İtalya'da karnımı doyurdum diyebilirim :) Ceyda Teyzenin kahvaltı ve yemek sofraları, Pordenone'nin muhteşem dört peynirli pizzaları ve her taraftaki o muhteşem kahveler.
Ama Fıratçığım senin de beğenilerin annen ve benimle aynı doğrultudaysa Paris'e aşık olacağına şimdiden kesin gözüyle bakıyorum. O sokaklar, o müzeler, o parklar, ah hele o Eyfel Kulesi'nin ışıkları :)))
Eminim ki annen seni Paris'e götürüp gezdirmek için sabırsızlanıyor, ben de sanırım nutellalı krep konusunda biraz gözümü kapatmaya razı olursam size katılabilirim :)

Hürücan dedi ki...

Fırat'ın sanat beğenisi bizimkinden daha farklı olur umarım. Koca islami eserler bölümünü "aman biz bıkmışız bu tip şeylerden" diye eleyen, bilmem ne bölümünü "sıkıcı" diye daha görmeden es geçen, sadece belli bir büyüklüğün üzerindeki resimlere hayranlık duyan kaç ziyaretçisi vardır Louvre'un ya da D'orsay'ın :)

Tabii ben monet sevdiğimden, onların küçük olmasına bir nebze katlanabildim.

Hürücan dedi ki...

Teyzenin çok beğendiği bir tablo vardı (hem de küçüklerden). Fotoğrafını çekmiştim, bir doğumgününde röprodüksiyonunu alırım diye ama kaybettim gitti. İşte teyzene söyleyemediğim şeyler zaman içinde kaybolmaya, yok olmaya mahkum her zaman.