25 Eylül 2008 Perşembe

Adana'da Oxford varmış anlaşılan

Küçüktüm küçücüktüm, orta sınıftan hallice bir ailenin kız çocuğuydum ve hali vakti yerinde bay ve bayanlarla aynı okula gitmekteydim. Okulun hemen yanında bir kırtasiye vardı: Atlas. (Sana işte bu kırtasiyenin ismini vermek istiyorum) Kırtasiye değil sanki sihirli dünya... Renk renk kalemler, cicili bicili defterler; gir de çıkma... Neyse işte bu kırtasiyeye bir gün pembe çantalar geldi, barbieli falan acayip şeyler. Bir modadır başladı herkes mevcut çantasını değiştirip bu çantalardan alıyor. Sonra da gerine gerine okula geliyor. Ben de arada okul çıkışları gidip tepelerde asılı bu çantalara bakıyorum (hayret yahu bugün bile kafamı kaldırsam görecekmiş gibi canlı hatırlıyorum).

Bizim maddi durumlar sakat. Yine de çanta isteğimden bahsediyorum anneannenle dedene. Aradan bir hafta geçiyor geçmiyor babamın bana çanta aldığını öğreniyorum. Odadan çanta gelene kadar içim içimi yiyor. Ama o da ne! Ellerinde koyu kahverengi, omuzdan askısı bile öylesine konmuş bir tuhaf çanta. Muhasebeci çantası gibi bir şey... Omzuna assan komik kaçar, elinde taşımak zorundasın. Tuhaf bir deri malzemeden yapılmış.

Müthiş bir hayal kırıklığı yaşamıştım; kız çantası beklerken oğlanların bile kullanmayacağı artık tedavülden kalkmış bir çantam olmuştu. Üstünde de Oxford yazıyordu. Bir arkadaşım "oxfordda okuyan tanıdığın mı var" demişti de iyice yıkılmıştım "bir de başka okulun çantasıymış" diye.

O çantayı eskitene kadar kullanmıştım bir şekilde. Zaman zaman içimdeki Barbie nefretinin suçlusu bu çanta mı acaba diye merak etmiyor değilim. Belki de hayatım bu çantadan sonra ikiye ayrılmıştır. Bilemiyorum tek bildiğim eğer kız olsaydın sana asla pembe barbieli bir çantayı almak istemeyecek olmamdır. Teyzenle bu konuyu çok önceden konuşmuş bu tip şeyleri alma görevini ona vermiştik.

İşin kötüsü erkek oldun diye de sevinemiyorum; çünkü erkek çocuklarının bayıldığı örümcek adamlı, bilmem neli çantalardan da hiç hoşlanmıyorum. Moda olan hiçbir şeyi sevmiyorum.

Gözün kör olsun kahverengi saplı çanta beni ne hallere düşürdün; senin yüzünden oğluma hevesle en janjanlısından çantalar alamayacağım. Sen alışverişe babanla git en iyisi Fıratçığım...

3 yorum:

cemal dedi ki...

Alışverişi bana bırakırsan, Fıratı çanta manyağı yaparim.

Adsız dedi ki...

anı süper fakat olaya bambaska bir açıdan bakmak istiyorum: sevgili hürü, evladiminizin adi firat degil mi, nereden cikti simdi bu "atlas"??? hayir hem modadan hoslanmam, trendden tiksinti duyarim diyorsun hem de cocugun adini gulben ergen yapiyorsun!?!? ustelik o ne izdirapli, acimasiz ve zalim bir isimdir: atlas... butun dunyanin yukunu sirtinda tasi, hayatin hammali ol evladim dercesine. bu tur tumturakli hareketlerden (ne ki o)uzak duruyoruz ve evladimizin ismini "akar akar akar" misali firat koyuyoruz :)

not: uyanış da fena değıl aslında değıl mı annesi?? eheh

Hürücan dedi ki...

Sen birinin basini kesin yakacaksin bu Uyanış ismiyle. Başakta tutturamadın şimdi bize kıymaya çalışıyorsun. Oğlun olur da ismini Uyanış koymazsan bizden çekeceğin var.

Oğlumuzun ismi her şekilde Fırat; ikinci bir ismi olsun mu diye kafa yormaktayız sadece. Ve neyse ki henuz Atlas ismini moda haline getiremedi Gülben Gergen. Diğer ihtimal de abisinin ısrarıyla Mert... Bakalım. Artık ne çıkarsa bahtına son dakikada.